MİLLİ MÜCADELENİN VAHİM BOYUTU: GIDA

Dönemin gıda ile ilgili olaylarını şöyle bir gözden geçirelim. Hem biraz tarih hem biraz gıdaya odaklanalım.

GBT UĞUR ÇALIŞKAN GIDA TARIH BLOG MILLI MÜCADELE 29 EKIM CUMHURIYET BAYRAMI MUSTAFA KEMAL ATATÜRK TÜRKIYE

Özgür Uğur Çalışkan

2021-06-13 5 min read

1. 20.YÜZYIL BAŞLARINDA GIDA

Bugün 29 Ekim. Cumhuriyet Bayramı. Bu ülkede cumhuriyetin nasıl ve ne zorluklarla kurulduğunu bilmeyen yoktur. 20.yüzyılın başları 1900'lü yıllar. Savaştan bir türlü kurtulamayan bir halk. Battı batacak bir ülke. Geçim zorluğu. Kıtlık. Ama gelin bu konuya biraz daha derinden bakalım. Dönemin gıda ile ilgili olaylarını şöyle bir gözden geçirelim. Hem biraz tarih hem biraz gıdaya odaklanalım.

Tarih 1914. Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıcı. Osmanlı Hükümeti kasasında 34 milyon altın para ile aslında savaşı atlatabileceğini düşünüyordu. Özelliklede savaşı kazanacağını düşündüğü Almanya'nın yanında gireceğinden yola çıkarak savaştan karlı bile çıkabilecekti düşünce olarak. Ama düşünce olarak kaldı hepsi. Savaş Osmanlı Hükümeti'nin hiç ummadığı şekilde giderken 1915 yılının başlarında 23 milyonluk nüfusu olan Osmanlı Devleti'nde herkes yavaş yavaş geçim zorluğu çekmeye başlamıştı bile. Ama bu sadece başlangıçtı. Tabiri caizse Osmanlı daha tabağın dibini sıyıracaktı.

OSMANLI DÖNEMİ HALK

Savaşın faturasının ağır olmaya başlamasından sonra Osmanlı cephedeki askerlere daha çok gıda kaynağı ayırabilmek adına tasarruflar yapmaya başladı. Bununla ilgili en önemli adımları da İaşe Nezareti idi. Yani Beslenme Bakanlığı. Bu bakanlık kurulmadan önce Osmanlı Hükümeti ufak çaplı önlemler almıştı. Zaten her şeyi ithal edecek durumda olduğundan özellikle buğday, arpa ve mısır için ayrı ve hatırı sayılır bir ithalat bütçesi ayırmıştı. Çünkü savaşın başlamasıyla beraber seferberlik ilan edilmiş ve üretimdeki pek çok erkek çalışan askere alınmıştı. Bu zaten kötü olan ülke ekonomisini içinden çıkılmaz bir hale sokmuştu. Ekonomisinin büyük çoğunluğu bu ürünlerin üretimine dayanan Osmanlı'da cephedeki asker kayıpları da hesaba katıldığında, geri dönüp çiftçilik yapacak ya da iş gücüne katılacak erkek kalmamıştı neredeyse. Baktılar durum düzelecek gibi değil. Diğer ülkelerde olduğu gibi Beslenme Bakanlığı'nı kurdular. Almanya Beslenme Bakanlığı'nın yapısını örnek aldılar ve başına da yine Alman birini geçirdiler. Sanırım yanlış tarafta savaşa girmelerinden sonra yapabilecekleri en büyük hata buydu Osmanlı'nın. Bakanlık durumu idare edebilmek için 1917'lerde Osmanlı'yı gıda üretim bölgelerine ayırdı ve bölgelerin birbirine dahi gıda geçişine izin vermedi. Sadece bu da değil. İhracat büyük oranda yasaklandı. İhracat yapmaya çalışan kişilere hapis cezaları bile verilebiliyordu. Bunun yapılmasının nedeni zaten kıt olan kaynakların başka ülkelere gönderilerek durumun daha da vahim hale getirilmemesini sağlamaktı. Ancak hesaba katılmayan şey zaten kötü olan iç piyasa nedeniyle üreticilerin mallarını yurtdışına ihraç etmeye çalışmasıydı. İhracat yasaklanınca eli zorda olan üretici neredeyse bitirilmiş oldu.

1.DÜNYA SAVAŞI DÖNEMİ İSTANBUL/OSMANLI DEVLETİ PERAKENDE FİYAT LİSTESİ

Yukarıdaki tabloda savaşın başladığı yıl temel gıda maddelerinin fiyatları ile savaşın bittiği yıla kadar ki fiyatlarını görüyorsunuz. Özellikle sizden una bakmanızı rica ediyorum. Çünkü o dönemler et, kahve filan hava civa. Millet ekmeği bile cidden bulamıyordu. Hatta unun simit yapılması bile yasaklanmıştı ekmek üretimi için. Çünkü ekmek yapmak için ne buğday üreten ne buğdayı işleyen ne de ekmek yapıp satan kalmamıştı neredeyse. Almanların eline verdikleri Beslenme Bakanlığı baktılar ki o kadar da etkili olmadı, bakanlığı, müdürlük olarak Savaş Bakanlığına devrettiler. Savaş Bakanlığının yetki alanındayken insanlara her gün düzenli olarak 250 gram un dağıtılacağı söylenmişti ama o konuda da fırsatçılar, yalakalar devreye girmiş kara borsa, torpilcilik gibi şeylerle insanlara dağıtılacak 3 kuruşluk gıda için insanları birbirine düşürecek hale getirmişlerdi. Un fiyatını gördünüz değil mi? 1914'te 1,75 kuruş iken kilosu, 1918'de 45 liraya çıkmış. Düşünsenize bir o zaman ki geliriniz zaten o kadar anca var. Durum böyleyken halk sadece aç açık kalmıyor ki! Halk aynı zamanda birbirinin elindeki ekmeği alabilmek için birbirini vuruyor. Ekmek parasını tamlayabilmek için bedenini satıyor. Günü geçirebilmek için kölelik yapmaya koyuluyor. Kısaca suç oranları fırlıyor.

OSMANLI'DA KITLIK

2. BAZI KAYNAKLARDA KITLIK

Kıtlığın boyutunu ben hayatım boyunca yazsam buraya anlatamam. O yüzden kaynaklarımda bulduğum ve insanların o dönem için yorumlarını içeren bazı alıntıları buraya bırakacağım.

Daha Birinci Dünya Savaşı bile başlamamışken bu sorunların olduğu Osmanlı'yı ziyarete gelen bir yabancının günlüğünde: “Burada insanlar yokluğun ve sefaletin akıllara sığmayacak boyutlarını yaşıyorlar. Lüks, rahat ve konforlu yaşam hakkında ne bilebilirler? Her şeye rağmen kaderlerinde olanı çekmeye razılar; burayı, yani yurtlarını terk edip, kendilerine başka bir hayat aramıyorlar. Bu kurak toprakları, cehennem ateşiyle yakıp kavuran güneşin yakınlığını bırakıp gitmiyorlar. Doğup büyüdükleri topraklarına ihanet etmiyorlar... Ah, sen her zaman elindekiyle yetinebilen, Türk insanı! Bu ülkenin senden daha sadık vatandaşı olabilir mi?” sözleri yazıyor. (2)

Ekmek parası dahi bulamayıp ahlaki olarak sapan insanları gören biri şu sözleri söylüyor: “Savaşta erkek cephede, kadın kaldırımda kırılıyor”.

Savaş sırasında ülkenin durumunu görüp kurtarma planları yapmaya çalışan Mustafa Kemal, 1916 yılında Bitlis yolunda rastladığı bir durumu şöyle yazıyor günlüğüne: “9 Kasım 1916 Ziyaret Veyselkarani’den hareket olundu… Yollarda birçok muhacir gördük, Bitlis’e avdet ediyorlar. Cümlesi aç sefil, ölüme mahkûm bir halde 4-5 yaşlarında bir çocuğu ebeveyni yol üzerinde terk etmiş, bu da bir karı kocanın peşine takılmış. Onları ağlayarak 100 metreden takip ediyor. Kendilerini niçin çocuğu almadıkları için tekdir ettim. ‘Bizim evladımız değildir’ dediler.” (3) sanırım bu durum aslında her şeyi açıklıyor. Açlık yüzünden sokağa terk edilen çocuklara açlık yüzünden sahip çıkmayan bir toplum.

Yıl 2020. Çok değil sadece dört gün önce ithalatta gümrük vergisi buğday ve arpa için kaldırıldı. Tarım kooperatifleri var ancak faal değil. Olanlar da alıp başını gidiyor, Konya'daki örnek gibi. Dolar 8,27 kuruş, unun kilosu 5 lira ile 8 lira arası değişiyor. Bu fiyatları da tarihte bugüne not olarak düşüyorum. Bir yazıdan daha hoşça kalın. Her zaman ki gibi kaynaklarımız aşağıya belirtiyorum.

KAYNAKLAR:

1) A. GÖZCÜ, I. Dünya Savaşı ve Osmanlı Devleti'nin Günlük Hayatından Kesitler, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, Journal Of Modern Turkish History Studies, XVI/32 (2016-Bahar/Spring), ss. 133-169, 2016.

2) B. HORVATH, Anadolu 1913, Tarih Vakfı Yurt Yay.,İstanbul, s.71, 2010.

3) Atatürk’ün Hatıra Defteri (Yayıma Haz: Şükrü Tezer) TTK, Ankara, s.66, 1972.

4) B. KARATAŞER, Birinci Dünya Savaşı ve Mütareke Döneminde İstanbul İaşesi

Sosyal Medyadan Takip Edin!